Her şeyi zamansız yapmak gibi lanet olasıca bir huyum var benim.
Mesela.
Gece uyuyamam; gündüz uyurum.
Boşalırcasına yağan yağmur altında göz gözü görmezken yürüyüşe çıkarım.
Güneş ona bakan her insanın kemiklerini ısıtırken ben evde oturur, dibimde de bir elektrik sobası yakarım.
Regl olacağım zaman canım tatlı istemez; turşu suyu diye ağlarım.
Kışın ortasında karpuz diye tutturur, yaz aylarında dolapta unuttuğum çürümüş karpuzları atarım.
Havalar ısınmaya başlarken elime en yünlüsünden bir çile yün alır, kazak örmeye başlarım.
Ne diyordum ben? Ah, örgü.
Üç gündür elimde bir çift şiş, beş çile yün.
Bana çektirdiği "çileler" yüzünden adamı "şişlemeyeceğim", korkmayın.
Kazak istedi, örüyorum.
Her ilmekte yeni bir küfür ediyorum.
Her ilmekte ayrı bir küfrüm var.
Ah, pardon! "Sevgim" diyecektim!
Durmadan içimden saydırıyorum ya adama, kafam dağılsın diye örgüyü elime alıyorum her seferinde. İki sıra ördükten sonra da kazağı da onun için ördüğüm aklıma geliyor. Daha bir içten saydırıyorum.
Öyle böyle sevgimi katmıyorum o kazağa; kazağı ilk giydiğinde adama tır çarpmasından korkuyorum.
Hani, kafasına saksı düşebilir.
Ama tır çarpmasın.
Ben çarpayım, bir de duvar çarpsın ama tır çarpmasın.
Dinimiz, amin.
Amaltheian'ın Kürkçü Dükkanı
Bazen sesini duyabilmen için susman gerekir.
24 Şubat 2012 Cuma
19 Şubat 2012 Pazar
Uyanmadan uyusam..
Bu aralar durmadan uyuyorum ben.
Uyuyorum.
Beynimi kapatmak için..
Düşünmemek için..
Çünkü canımı çok yakan bir şey var. Nefes almamı engelleyen, aklımdan çıkmayan, durmadan beynimde yankılanan, zihnimi meşgul eden, beni hayatın rutininden koparan, batan, kanatan, acıtan...
O, başka kadınlarla da yatıyor.
Ben, başka adamlarla da yatıyorum. O başka kadınlarla yattığı için...
~
Sevgililer Günü'nde aradı beni, çok şaşırdım, hatta bir ara inanamadım çünkü hiç beklemiyordum aramasını, gelmesini, bana "eninde sonunda fahri sevgili sayılmaz mıyız?" diyip gülmesini. Aradı, dünyanın en sevimli şeyiydi. Geldi, biraz daha sevimli oldu.
Sonra... Sonra, konuşmaya başladık. Ben konuşmadım aslında; o konuştu; ev arkadaşım konuştu; ben dinledim. Bize dair konuştular, ev arkadaşım benim korkumdan soramadığım bütün soruları sordu Barmen'e. Barmen "Sen kim oluyorsun" demeden, hepsine doğru düzgün cevaplar verdi.
"İlişki adına öyle çok şeyi alıp götürdüler ki elimden korkuyorum" dedi. "Bir ilişkiye hazır olduğum anda sevgilim olabilecek tek kadın şu anda yanımda oturuyor" dedi. Ev arkadaşım "Başkalarıyla neden beraber oluyorsun o zaman?" diye sorunca "Bilmiyorum" dedi.
"Şu yanımda oturan kadınla ilgili soracağın her soruya cevap verebilirim, benim için neden bu kadar önemli olduğunu bir nefeste anlatabilirim, ama başka kadınlarla neden yattığımı bilmiyorum. Neden yapıyorum, hiçbir fikrim yok. Ve biliyor musun? Ertesi sabah tiksiniyorum kendimden, iğreniyorum, bu kadının bana karşı duyduğu nefretten daha fazlasını duyuyorum kendime çünkü son iki senedir ben kendimi tanıyamıyorum. En değer verilmeyecek kadınlara değer verdim hayatım boyunca, şimdi ise en değer verilecek kadından bir adım uzak duruyorum."
~
O, başkalarıyla yatıyor.
Benim canım yanıyor.
~
Başka bir kadına dokunmaktan vazgeçtiği an ilişkimiz resmi bir hal alacak. İkimiz de biliyoruz. O yüzden yatıyor, dikkatini dağıtmak için, kendini gerzekçe bir şekilde bile olsa korumak için.. Çünkü elinde bir tek o var.
Ben başka bir adama dokunmaktan vazgeçtiğim an kendimi onun ellerine bırakmış olacağım. Bunu sadece ben biliyorum. O yüzden yatıyorum, dikkatimi dağıtmak, kendimi gerzekçe bir şekilde bile olsa korumak için.. Çünkü elimde bir tek o var.
~
O gün ona "Ben başka bir adamla olursam kendini nasıl hissedeceksin?" diye sordum. "Çok rahatsız olurum ama şikayet edemem" dedi, "Şikayet edemem çünkü öyle bir hakkım yok.."
Öyle bir hakkının olması o kadar kolay ki!
O kadar kolay ki aslında "Bu kadın benim" demek!
Ama o kaçıyor.
Ben.. Ben kendimi kapatıyorum.
Neyse.
Uyuyorum.
Beynimi kapatmak için..
Düşünmemek için..
Çünkü canımı çok yakan bir şey var. Nefes almamı engelleyen, aklımdan çıkmayan, durmadan beynimde yankılanan, zihnimi meşgul eden, beni hayatın rutininden koparan, batan, kanatan, acıtan...
O, başka kadınlarla da yatıyor.
Ben, başka adamlarla da yatıyorum. O başka kadınlarla yattığı için...
~
Sevgililer Günü'nde aradı beni, çok şaşırdım, hatta bir ara inanamadım çünkü hiç beklemiyordum aramasını, gelmesini, bana "eninde sonunda fahri sevgili sayılmaz mıyız?" diyip gülmesini. Aradı, dünyanın en sevimli şeyiydi. Geldi, biraz daha sevimli oldu.
Sonra... Sonra, konuşmaya başladık. Ben konuşmadım aslında; o konuştu; ev arkadaşım konuştu; ben dinledim. Bize dair konuştular, ev arkadaşım benim korkumdan soramadığım bütün soruları sordu Barmen'e. Barmen "Sen kim oluyorsun" demeden, hepsine doğru düzgün cevaplar verdi.
"İlişki adına öyle çok şeyi alıp götürdüler ki elimden korkuyorum" dedi. "Bir ilişkiye hazır olduğum anda sevgilim olabilecek tek kadın şu anda yanımda oturuyor" dedi. Ev arkadaşım "Başkalarıyla neden beraber oluyorsun o zaman?" diye sorunca "Bilmiyorum" dedi.
"Şu yanımda oturan kadınla ilgili soracağın her soruya cevap verebilirim, benim için neden bu kadar önemli olduğunu bir nefeste anlatabilirim, ama başka kadınlarla neden yattığımı bilmiyorum. Neden yapıyorum, hiçbir fikrim yok. Ve biliyor musun? Ertesi sabah tiksiniyorum kendimden, iğreniyorum, bu kadının bana karşı duyduğu nefretten daha fazlasını duyuyorum kendime çünkü son iki senedir ben kendimi tanıyamıyorum. En değer verilmeyecek kadınlara değer verdim hayatım boyunca, şimdi ise en değer verilecek kadından bir adım uzak duruyorum."
~
O, başkalarıyla yatıyor.
Benim canım yanıyor.
~
Başka bir kadına dokunmaktan vazgeçtiği an ilişkimiz resmi bir hal alacak. İkimiz de biliyoruz. O yüzden yatıyor, dikkatini dağıtmak için, kendini gerzekçe bir şekilde bile olsa korumak için.. Çünkü elinde bir tek o var.
Ben başka bir adama dokunmaktan vazgeçtiğim an kendimi onun ellerine bırakmış olacağım. Bunu sadece ben biliyorum. O yüzden yatıyorum, dikkatimi dağıtmak, kendimi gerzekçe bir şekilde bile olsa korumak için.. Çünkü elimde bir tek o var.
~
O gün ona "Ben başka bir adamla olursam kendini nasıl hissedeceksin?" diye sordum. "Çok rahatsız olurum ama şikayet edemem" dedi, "Şikayet edemem çünkü öyle bir hakkım yok.."
Öyle bir hakkının olması o kadar kolay ki!
O kadar kolay ki aslında "Bu kadın benim" demek!
Ama o kaçıyor.
Ben.. Ben kendimi kapatıyorum.
Neyse.
Gönderen
Amaltheian
zaman:
Pazar, Şubat 19, 2012
12
yorum var, hadi sen de yaz!
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler:
aşk,
barmen,
basak burcu erkegi
5 Şubat 2012 Pazar
Ben konuştum!
Aslında konuşmadım.
Konuşsaydım söylemek istediklerimi söyleme cesaretini gösteremezdim, iki cümlemden birini sansürlerdim.
O yüzden okudum.
Yazdığım son iki yazımı ona okudum.
İlginç şeyler oldu ama anlatmayacağım, söz verdim ona çünkü!
Ama rahatladım, çok rahatladım!
Sonunda söylemediklerimi söyleyebildiğim içindir rahatlamam muhtemelen.
Ya da şaraptandır.
Şaraptan!
Konuşsaydım söylemek istediklerimi söyleme cesaretini gösteremezdim, iki cümlemden birini sansürlerdim.
O yüzden okudum.
Yazdığım son iki yazımı ona okudum.
İlginç şeyler oldu ama anlatmayacağım, söz verdim ona çünkü!
Ama rahatladım, çok rahatladım!
Sonunda söylemediklerimi söyleyebildiğim içindir rahatlamam muhtemelen.
Ya da şaraptandır.
Şaraptan!
Gönderen
Amaltheian
zaman:
Pazar, Şubat 05, 2012
7
yorum var, hadi sen de yaz!
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler:
aşk,
barmen,
basak burcu erkegi
2 Şubat 2012 Perşembe
Ve sustum.
Canımı acıtan yanlış yapılanlar değildir genellikle; benim canımı yapılmayanlar acıtır, eksik olanlar, keşke dediklerim.. Barmen'in yapmadıkları hakkında öyle uzun yazılar yazdım ki kendi yapmadıklarımı görmeye zamanım olmadı. Ancak, ve sanırım, benim yapmadıklarımı da görmeye başlıyorum, yavaş yavaş.. Hani, geç olsun ama güç olmasın derler ya; benimki hem geç hem de güç oldu. Ama oldu, en azından oldu..
Hayatım boyunca, yaşadığım onlarca ilişki içinde ben hep "vermeyi" öğrendim. Elimden geldiğince verdim, sevgimi verdim, saygımı verdim, kendimi verdim, elimi verdim, kolumu verdim. Canım yandığı zaman ise sadece "vermeyi kestim".
O yüzden ben nasıl verilir, onu bilirim.
O yüzden ben nasıl vermekten vazgeçilir, onu bilirim.
"İstemeyi" bilemedim hiç, dolayısıyla "almayı" da öğrenemedim. Kimseye "Seni çok özledim, sen yokken nefes bile alamıyor gibiyim" diyemedim. "Gel" dedim. Belki bazen "Çünkü özledim" diye ekledim. Nadiren. Kimseye "Kal" demedim, canım acırdı, gururum incinirdi "Kal" deseydim. Karşımdaki adamın benim sadece bir "Kal" deyişimi beklediğini hiç düşünmedim. O yüzden "Git" dedim hep, ya da "Gidiyorum". Canım ne kadar acısa da, ruhum ne kadar daralsa da, "Dur gitme" demesi için ömrümün yarısını verecek olsam da "Gidiyorum" dedim, gittim.
Karşımdaki adamın benim yanımda olmayı istemesini istedim. O yüzdendir hep Barmen'in kafasına saksı düşsün şeklindeki yakarışlarım. "Yanımda ol" demedim. Görünmez bir elin, gelip ona iki tokat atarak benim yanımda olmayı istetmesini istedim. Sihirli Lamba'dan dilek diler gibi hani.. "Beni sevsin", "Benim yanımda olsun", "Benimle olsun", "Benim olsun"..
Bir adama sadece bir obje gibi bakmadığım zamanlarda, o durmadan anlatılan cesaretimden de keyfimden de huzurumdan da eser kalmaz benim. Şimdilerde de öyle huzursuzum ki.. Rahat nefes alabildiğim anlarım öyle kısıtlı ki.. Çünkü..
Çünkü bana dünyanın en güzel sözlerini söylüyor çoğu zaman. "Sen benim çok değer verdiğim bir kadınsın" diyor. Ben bunu, "Senden başka değer verdiğim kadınlar da var, sen bunlardan birisin" şeklinde anlıyorum. "Ben bir mekana gidiyorsam ve sen de oradaysan O, sensin" diyor. "Başka birinin yanına gitmeyi geç, başka birine bakmam bile" diyor. Ben bunu, "O gittiğim mekanda şayet sen yoksan O, başkası olur" şeklinde anlıyorum. "Sen herşeyden önce benim çok iyi bir dostumsun" diyor. Ben bunu da "Artık yavaş yavaş aramızdaki ilişkiyi dostluğa dönüştürelim" şeklinde anlıyorum.
Neden, biliyor musunuz?
Çünkü güvenmiyorum. Çünkü her ne kadar tonlarca güzel şey duymuş olsam da onun dudaklarından, verilen bir söz yok. O sözü veremiyor, "Biz seninle sevgili filan olamayız, ya aramızdaki ilişki tamamen biter ya da evleniriz" diyor.
Bazen sussun istiyorum. Bana tek kelime etmesin, güzel hiçbir şey söylemesin. Çünkü "sadece keyifli zaman geçirdiği kadın" olsam canım acımaz. Ama lanet olasıcanın söyledikleri öyle dokunuyor ki bazen, aklımdan çıkartamıyorum. Sonrasında, söylediği her güzel söz benim için didiklenecek, sorgulanacak, "acaba" soruları sorulacak başka bir cümle halini alıyor. Her gece bana tutunacak, öyle bir talebi olmasa bile onu beklememi sağlayacak bir dal veriyor. Öyle çok dal biriktirdim ki, onlardan bir merdiven yapsam başım arşa değer..
Bugün ne değişti biliyor musunuz? Bugün, yaz dönemlerinden kalma bir fotoğraf yükledi bir arkadaşı; Barmen orada bir hatunla el ele, diz dize oturuyordu. Öyle bir canım acıdı ki, ne kadar yazsam, boş. Kafamı duvarlara vurup kendimi mantıklı düşünmeye zorladığım zaman adama kızacak bir şey kalmadı aslında elimde, sonuçta yaz aylarıydı, sonuçta o dönem ben onunla konuşmuyordum, sonuçta o dönemde kelimenin tam anlamıyla onlarca adamla ben de aynı şekilde oturdum. Sonuçta özgürdü. Neye mi bozuluyorum? Ben bu adam için bu kadar önemliyim ya, onun için ne kadar önemli olduğumu anlatırken bazen nefesi bile kesiliyor, beni susturuyor ya... - benimle öyle oturmuyor.
Neyi eksik yapıyorum diye düşünmeye başlamamın nedeni buydu. Huzura ihtiyacı var, huzur veriyorum. Karnı acıkıyor, yemek yapıyorum. Sevişmek istiyor, sevişiyorum. Desteğe ihtiyacı oluyor, destek oluyorum. İlgi istiyor, ilgileniyorum. Kendisi bile söylüyor, "Senin benim için yaptıklarını kimse yapmadı daha önce" diyor. Yapıyorum, çünkü o mutlu oldukça ben de mutlu oluyorum.
Ama..
Ama ondan tek bir şey bile isteyemiyorum. Kimi zaman saatlerce konuşuyoruz aramızdaki "şey" hakkında. Adamın karşısında durup, "Ben seninle beraber olmak istiyorum" diyemiyorum. "Madem bunları yaşıyoruz, bunun bir adı olmalı" diyebiliyorum sadece. "Benim için kız arkadaşım demeni istiyorum" diyemiyorum. "Cesaret gösteremediğin için gideceğim" diyorum.
Kısacası ben o bildiğiniz kadınlardan olamıyorum. Hiçbir adamın önünde bir damla gözyaşı dökebilmişliğim yoktur mesela. Üzülürüm, kahrolurum, içim yanar, nefes alamam ama ağlamam. Her köşe başında gördüğünüz heykellerden birine dönüşürüm, duygusuz, sönük, donuk.. "Gitme" de diyemiyorum işte! "Gidiyorum" dediği zaman adamın bacağına sarılıp hüngür hüngür "Gitme" diye ağlayan kadınları dinliyorum, ben... yapamıyorum.
O yüzden Barmen beni üzmekten korkmaz mesela.. Beni kızdırmaktan korkar. "Yine senin suratın beş karış oldu, neye kızdın?" diye sorar. "Niçin üzüldün" değil.
Bilinmezlik içinde yaşamayı kimse sevmez, ben de sevmiyorum. Ve bilinmezlik denilen halt bana huzursuzluktan başka bir şey vermiyor. O huzursuzluk da kalbimin her atışında, aldığım her nefeste artıyor sanki. Biriktiriyorum. Ben, huzursuzluklarımı biriktiriyorum. Sonra, en saçma anda, en saçma olay yüzünden suratım asılıveriyor. Çünkü ben de insanım, bir yerden sonra dayanamıyorum.
Ve ben hiçbir şeyi unutmuyorum, unutamıyorum ya, o yüzden herşey daha da zor oluyor.
Bana "Sevgilim ol" demesini isterken ve bunu söyleyecek cesareti kendimde bulamazken "Bir insan bir diğeriyle ya sevgili olmak ister ya da istemez" dediği geliyor aklıma. "Bir kadınla keyifli zaman geçirmek bunlardan ayrıdır".
Susuyorum.
"Gerçekten o mekanda ben yoksam, başkasına gitmek o kadar mı kolay?" diye sormak istiyorum. "Evet" der diye korkumdan, soramıyorum.
Susuyorum.
"Bana bu kadar değer veriyorsun da o yazın elini tuttuğun hatundan ne eksiğim var? Herhangi bir kadının elini tutmak bu kadar kolayken, benim elimi tutmak neden bu kadar zor?" diye sormak istiyorum.
Soramıyorum.
"Benimle birlikte olmak nasıldır biliyor musun? Benimle birlikte olmak böyledir. Hatta, sana yeniden güvendiğimde çok daha keyiflidir. Arkadaşlarınla mı içeceksin? Git, iç. Erkek erkeğe meyhaneye mi gideceksin, git! Benimle olmak mı istiyorsun? Benimle ol. Arada ara beni, ben sana güvenebileyim, sana sırtımı yaslayabileyim. Yaslayamadığım zaman huzursuz oluyor ve seni de huzursuz ediyorum çünkü saçma sapan herşeyi sorguluyorum. Film izlerken yanımda put gibi oturmuş olan bir sevgilinin neden bana temas etmediğini düşünmek aklımın ucundan bile geçmezken, ne yaşadığım belli olmayan senin bana temas etmiyor olman - Acaba artık olmuyor mu? diye sormama neden oluyor. Bunları biliyor musun?" demek istiyorum.
Susuyorum.
Ya artık "Bu kadın benim!" desin ya da o da sussun istiyorum.
Ya elini uzatsın, ya da sussun!
Sussun!
Sus!
Çünkü ben senin bildiğin kadınlardan olamıyorum, ama sen.. Sen benim bildiğim adamlara dönüşüyorsun.
Hayatım boyunca, yaşadığım onlarca ilişki içinde ben hep "vermeyi" öğrendim. Elimden geldiğince verdim, sevgimi verdim, saygımı verdim, kendimi verdim, elimi verdim, kolumu verdim. Canım yandığı zaman ise sadece "vermeyi kestim".
O yüzden ben nasıl verilir, onu bilirim.
O yüzden ben nasıl vermekten vazgeçilir, onu bilirim.
"İstemeyi" bilemedim hiç, dolayısıyla "almayı" da öğrenemedim. Kimseye "Seni çok özledim, sen yokken nefes bile alamıyor gibiyim" diyemedim. "Gel" dedim. Belki bazen "Çünkü özledim" diye ekledim. Nadiren. Kimseye "Kal" demedim, canım acırdı, gururum incinirdi "Kal" deseydim. Karşımdaki adamın benim sadece bir "Kal" deyişimi beklediğini hiç düşünmedim. O yüzden "Git" dedim hep, ya da "Gidiyorum". Canım ne kadar acısa da, ruhum ne kadar daralsa da, "Dur gitme" demesi için ömrümün yarısını verecek olsam da "Gidiyorum" dedim, gittim.
Karşımdaki adamın benim yanımda olmayı istemesini istedim. O yüzdendir hep Barmen'in kafasına saksı düşsün şeklindeki yakarışlarım. "Yanımda ol" demedim. Görünmez bir elin, gelip ona iki tokat atarak benim yanımda olmayı istetmesini istedim. Sihirli Lamba'dan dilek diler gibi hani.. "Beni sevsin", "Benim yanımda olsun", "Benimle olsun", "Benim olsun"..
Bir adama sadece bir obje gibi bakmadığım zamanlarda, o durmadan anlatılan cesaretimden de keyfimden de huzurumdan da eser kalmaz benim. Şimdilerde de öyle huzursuzum ki.. Rahat nefes alabildiğim anlarım öyle kısıtlı ki.. Çünkü..
Çünkü bana dünyanın en güzel sözlerini söylüyor çoğu zaman. "Sen benim çok değer verdiğim bir kadınsın" diyor. Ben bunu, "Senden başka değer verdiğim kadınlar da var, sen bunlardan birisin" şeklinde anlıyorum. "Ben bir mekana gidiyorsam ve sen de oradaysan O, sensin" diyor. "Başka birinin yanına gitmeyi geç, başka birine bakmam bile" diyor. Ben bunu, "O gittiğim mekanda şayet sen yoksan O, başkası olur" şeklinde anlıyorum. "Sen herşeyden önce benim çok iyi bir dostumsun" diyor. Ben bunu da "Artık yavaş yavaş aramızdaki ilişkiyi dostluğa dönüştürelim" şeklinde anlıyorum.
Neden, biliyor musunuz?
Çünkü güvenmiyorum. Çünkü her ne kadar tonlarca güzel şey duymuş olsam da onun dudaklarından, verilen bir söz yok. O sözü veremiyor, "Biz seninle sevgili filan olamayız, ya aramızdaki ilişki tamamen biter ya da evleniriz" diyor.
Bazen sussun istiyorum. Bana tek kelime etmesin, güzel hiçbir şey söylemesin. Çünkü "sadece keyifli zaman geçirdiği kadın" olsam canım acımaz. Ama lanet olasıcanın söyledikleri öyle dokunuyor ki bazen, aklımdan çıkartamıyorum. Sonrasında, söylediği her güzel söz benim için didiklenecek, sorgulanacak, "acaba" soruları sorulacak başka bir cümle halini alıyor. Her gece bana tutunacak, öyle bir talebi olmasa bile onu beklememi sağlayacak bir dal veriyor. Öyle çok dal biriktirdim ki, onlardan bir merdiven yapsam başım arşa değer..
Bugün ne değişti biliyor musunuz? Bugün, yaz dönemlerinden kalma bir fotoğraf yükledi bir arkadaşı; Barmen orada bir hatunla el ele, diz dize oturuyordu. Öyle bir canım acıdı ki, ne kadar yazsam, boş. Kafamı duvarlara vurup kendimi mantıklı düşünmeye zorladığım zaman adama kızacak bir şey kalmadı aslında elimde, sonuçta yaz aylarıydı, sonuçta o dönem ben onunla konuşmuyordum, sonuçta o dönemde kelimenin tam anlamıyla onlarca adamla ben de aynı şekilde oturdum. Sonuçta özgürdü. Neye mi bozuluyorum? Ben bu adam için bu kadar önemliyim ya, onun için ne kadar önemli olduğumu anlatırken bazen nefesi bile kesiliyor, beni susturuyor ya... - benimle öyle oturmuyor.
Neyi eksik yapıyorum diye düşünmeye başlamamın nedeni buydu. Huzura ihtiyacı var, huzur veriyorum. Karnı acıkıyor, yemek yapıyorum. Sevişmek istiyor, sevişiyorum. Desteğe ihtiyacı oluyor, destek oluyorum. İlgi istiyor, ilgileniyorum. Kendisi bile söylüyor, "Senin benim için yaptıklarını kimse yapmadı daha önce" diyor. Yapıyorum, çünkü o mutlu oldukça ben de mutlu oluyorum.
Ama..
Ama ondan tek bir şey bile isteyemiyorum. Kimi zaman saatlerce konuşuyoruz aramızdaki "şey" hakkında. Adamın karşısında durup, "Ben seninle beraber olmak istiyorum" diyemiyorum. "Madem bunları yaşıyoruz, bunun bir adı olmalı" diyebiliyorum sadece. "Benim için kız arkadaşım demeni istiyorum" diyemiyorum. "Cesaret gösteremediğin için gideceğim" diyorum.
Kısacası ben o bildiğiniz kadınlardan olamıyorum. Hiçbir adamın önünde bir damla gözyaşı dökebilmişliğim yoktur mesela. Üzülürüm, kahrolurum, içim yanar, nefes alamam ama ağlamam. Her köşe başında gördüğünüz heykellerden birine dönüşürüm, duygusuz, sönük, donuk.. "Gitme" de diyemiyorum işte! "Gidiyorum" dediği zaman adamın bacağına sarılıp hüngür hüngür "Gitme" diye ağlayan kadınları dinliyorum, ben... yapamıyorum.
O yüzden Barmen beni üzmekten korkmaz mesela.. Beni kızdırmaktan korkar. "Yine senin suratın beş karış oldu, neye kızdın?" diye sorar. "Niçin üzüldün" değil.
Bilinmezlik içinde yaşamayı kimse sevmez, ben de sevmiyorum. Ve bilinmezlik denilen halt bana huzursuzluktan başka bir şey vermiyor. O huzursuzluk da kalbimin her atışında, aldığım her nefeste artıyor sanki. Biriktiriyorum. Ben, huzursuzluklarımı biriktiriyorum. Sonra, en saçma anda, en saçma olay yüzünden suratım asılıveriyor. Çünkü ben de insanım, bir yerden sonra dayanamıyorum.
Ve ben hiçbir şeyi unutmuyorum, unutamıyorum ya, o yüzden herşey daha da zor oluyor.
Bana "Sevgilim ol" demesini isterken ve bunu söyleyecek cesareti kendimde bulamazken "Bir insan bir diğeriyle ya sevgili olmak ister ya da istemez" dediği geliyor aklıma. "Bir kadınla keyifli zaman geçirmek bunlardan ayrıdır".
Susuyorum.
"Gerçekten o mekanda ben yoksam, başkasına gitmek o kadar mı kolay?" diye sormak istiyorum. "Evet" der diye korkumdan, soramıyorum.
Susuyorum.
"Bana bu kadar değer veriyorsun da o yazın elini tuttuğun hatundan ne eksiğim var? Herhangi bir kadının elini tutmak bu kadar kolayken, benim elimi tutmak neden bu kadar zor?" diye sormak istiyorum.
Soramıyorum.
"Benimle birlikte olmak nasıldır biliyor musun? Benimle birlikte olmak böyledir. Hatta, sana yeniden güvendiğimde çok daha keyiflidir. Arkadaşlarınla mı içeceksin? Git, iç. Erkek erkeğe meyhaneye mi gideceksin, git! Benimle olmak mı istiyorsun? Benimle ol. Arada ara beni, ben sana güvenebileyim, sana sırtımı yaslayabileyim. Yaslayamadığım zaman huzursuz oluyor ve seni de huzursuz ediyorum çünkü saçma sapan herşeyi sorguluyorum. Film izlerken yanımda put gibi oturmuş olan bir sevgilinin neden bana temas etmediğini düşünmek aklımın ucundan bile geçmezken, ne yaşadığım belli olmayan senin bana temas etmiyor olman - Acaba artık olmuyor mu? diye sormama neden oluyor. Bunları biliyor musun?" demek istiyorum.
Susuyorum.
Ya artık "Bu kadın benim!" desin ya da o da sussun istiyorum.
Ya elini uzatsın, ya da sussun!
Sussun!
Sus!
Çünkü ben senin bildiğin kadınlardan olamıyorum, ama sen.. Sen benim bildiğim adamlara dönüşüyorsun.
Gönderen
Amaltheian
zaman:
Perşembe, Şubat 02, 2012
11
yorum var, hadi sen de yaz!
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler:
aşk,
barmen,
basak burcu erkegi,
gerizekali
1 Şubat 2012 Çarşamba
Prova, Bir Ki, Se! Se!
Artık bu konudan bahsetmeyelim, olur mu? Çünkü çok yakında ikimizin de bu konuyu konuşmaktan sıkıldığı bir an gelecek, "eeeeeh" diyip kestirip atacağız. Sen, "Yeter artık, şu an bir ilişkiye hazır değilim" diye bağıracaksın. Ben ise "Amma değermiş, ver ver bitmedi!" diye isyan edeceğim.
Bu konuyu en azından bir süreliğine kapatmak istememin nedeni seni sevmemem, senden vazgeçmem ya da artık seni istemiyor olmam değil. Aslında aksine, sen gün geçtikçe daha düzgün davrandıkça daha da çok seviyorum seni. Ancak, bu sevginin tartışmalarımızın gölgesinde kalmasını istemiyorum. Zaman içerisinde aynı şeyleri tekrarlamaya başlıyoruz çünkü. Sen, senin için ne kadar önemli olduğumdan, beni nasıl sevdiğinden, diğer kadınlardan ne kadar farklı olduğumdan ancak henüz o cesareti gösteremediğin için kendinin ne kadar salak olduğundan bahsedip duracaksın. Ben, yerimi bir türlü bilemediğimden, nerede ne adım atmam gerektiğine karar veremediğimden, senin kardeşim dediğin adamlar bana deliler gibi asılırken ne yapmam gerektiğini bilemediğim için gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi kaldığımdan bahsedeceğim. Sonra "eeeeh" diyeceğiz, "Yeter!".
Ya da her cümleye o kadar alışacağız ki altındaki anlamları aramaya başlayacağız kendimizce. Didik didik etmedik cümle bırakmayacağız, ve içimize bir Pollyanna kaçmamış olduğundan hep kötü tarafından göreceğiz söylenenleri. Mesela sen bana "Herşeyden önce dostumsun" dediğin zaman cümleni o kadar çok irdeleyeceğim ki "Acaba artık beni bir kadın olarak görmüyor mu?" demeye başlayacağım. Adım gibi emin olduğum şeylerden bile şüphe edecek, kendimi yoracağım. Mantık elden bir kere gitti mi gidiyor çünkü. Ne kadar çağırırsan çağır, geri de gelmiyor.
Bir de "Sen herşeyin ötesinde benim dostumsun" diyorsun ya; o dost, arkadaş, sırdaş, anne, oğul statüleri arasındaki yerimi kaybetmenden, o ince çizgiyi kaçırmandan korkuyorum.
Korkuyorum çünkü aslında bana ne dersen de, ben senin duygularından emin olamıyorum. Bana onlarca gece daha anlatsan duygularını yine dinleyeceğim ama anlamam gerektiği gibi anlayamayacağım, o "acaba" sorusu hep kalacak içimde.
Ben ne kadar konuşursam konuşayım kafana görünmez bir saksının düşmesini sağlayamayacağım.
O yüzden joker hakkımı Zaman'a başvurmaktan yana kullanıyorum. İki günde bir görüşmeye, her gün birbirimizi dürtmeye, geceler boyu muhabbet etmeye, insanları şaşırtmaya, sevişmeye, yemekler yapmaya, patlayana kadar yemeye devam edelim. Ama konuşmayalım hiç, boğulmayalım, Zaman söylesin bize nereye gittiğimizi.
Şayet bir yere gidiyorsak.
~~
Yakında bu konuşma yapılacak Barmen'e. Herşey güzel bu aralar, neredeyse iki günde bir görüşüyoruz, keyifli zamanlar geçiriyor, ilişkilerinde sorunları olan arkadaşlarımıza sanki bir kusursuz ilişkiyi yaşıyormuşuzcasına öğütler veriyoruz. Blogumun adresini bilmemekle beraber blogumdan haberi var. Bozuluyor aslında ona buralardan giydirmeme zira mevcut durumda adamı sevmeyen arkadaşım kalmadı, yaptığı bir şeyden şikayet edecek olsam eskiden beni dinleyip adama söven sevgili arkadaşlarım şimdi adam hakkında tek bir olumsuz cümle ettirmiyor. O yuzden ya daha çok yazmaya başlayacağım ki buradan hep beraber söylenelim adama ya da kendime onu sevmeyen yeni arkadaşlar bulacağım. İnsanları dolduracağım ona karşı ama asla aynı masada oturmalarına izin vermeyeceğim, zira eşek herif ne yapıp ne ediyorsa sevdiriyor kendini.
Sevdiriyor vallahi.
Bu konuyu en azından bir süreliğine kapatmak istememin nedeni seni sevmemem, senden vazgeçmem ya da artık seni istemiyor olmam değil. Aslında aksine, sen gün geçtikçe daha düzgün davrandıkça daha da çok seviyorum seni. Ancak, bu sevginin tartışmalarımızın gölgesinde kalmasını istemiyorum. Zaman içerisinde aynı şeyleri tekrarlamaya başlıyoruz çünkü. Sen, senin için ne kadar önemli olduğumdan, beni nasıl sevdiğinden, diğer kadınlardan ne kadar farklı olduğumdan ancak henüz o cesareti gösteremediğin için kendinin ne kadar salak olduğundan bahsedip duracaksın. Ben, yerimi bir türlü bilemediğimden, nerede ne adım atmam gerektiğine karar veremediğimden, senin kardeşim dediğin adamlar bana deliler gibi asılırken ne yapmam gerektiğini bilemediğim için gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi kaldığımdan bahsedeceğim. Sonra "eeeeh" diyeceğiz, "Yeter!".
Ya da her cümleye o kadar alışacağız ki altındaki anlamları aramaya başlayacağız kendimizce. Didik didik etmedik cümle bırakmayacağız, ve içimize bir Pollyanna kaçmamış olduğundan hep kötü tarafından göreceğiz söylenenleri. Mesela sen bana "Herşeyden önce dostumsun" dediğin zaman cümleni o kadar çok irdeleyeceğim ki "Acaba artık beni bir kadın olarak görmüyor mu?" demeye başlayacağım. Adım gibi emin olduğum şeylerden bile şüphe edecek, kendimi yoracağım. Mantık elden bir kere gitti mi gidiyor çünkü. Ne kadar çağırırsan çağır, geri de gelmiyor.
Bir de "Sen herşeyin ötesinde benim dostumsun" diyorsun ya; o dost, arkadaş, sırdaş, anne, oğul statüleri arasındaki yerimi kaybetmenden, o ince çizgiyi kaçırmandan korkuyorum.
Korkuyorum çünkü aslında bana ne dersen de, ben senin duygularından emin olamıyorum. Bana onlarca gece daha anlatsan duygularını yine dinleyeceğim ama anlamam gerektiği gibi anlayamayacağım, o "acaba" sorusu hep kalacak içimde.
Ben ne kadar konuşursam konuşayım kafana görünmez bir saksının düşmesini sağlayamayacağım.
O yüzden joker hakkımı Zaman'a başvurmaktan yana kullanıyorum. İki günde bir görüşmeye, her gün birbirimizi dürtmeye, geceler boyu muhabbet etmeye, insanları şaşırtmaya, sevişmeye, yemekler yapmaya, patlayana kadar yemeye devam edelim. Ama konuşmayalım hiç, boğulmayalım, Zaman söylesin bize nereye gittiğimizi.
Şayet bir yere gidiyorsak.
~~
Yakında bu konuşma yapılacak Barmen'e. Herşey güzel bu aralar, neredeyse iki günde bir görüşüyoruz, keyifli zamanlar geçiriyor, ilişkilerinde sorunları olan arkadaşlarımıza sanki bir kusursuz ilişkiyi yaşıyormuşuzcasına öğütler veriyoruz. Blogumun adresini bilmemekle beraber blogumdan haberi var. Bozuluyor aslında ona buralardan giydirmeme zira mevcut durumda adamı sevmeyen arkadaşım kalmadı, yaptığı bir şeyden şikayet edecek olsam eskiden beni dinleyip adama söven sevgili arkadaşlarım şimdi adam hakkında tek bir olumsuz cümle ettirmiyor. O yuzden ya daha çok yazmaya başlayacağım ki buradan hep beraber söylenelim adama ya da kendime onu sevmeyen yeni arkadaşlar bulacağım. İnsanları dolduracağım ona karşı ama asla aynı masada oturmalarına izin vermeyeceğim, zira eşek herif ne yapıp ne ediyorsa sevdiriyor kendini.
Sevdiriyor vallahi.
Gönderen
Amaltheian
zaman:
Çarşamba, Şubat 01, 2012
10
yorum var, hadi sen de yaz!
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler:
aşk,
barmen,
basak burcu erkegi
22 Ocak 2012 Pazar
Yedi cüceler tarafından tepilesice!
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde bir Barmen varmış. Amalth'ın onun kafasında bir masa, üç sandalye, iki şişe, yedi odun kırmasına çok az kalmışmış.
~~
Perşembe akşamı yine beraberdik Barmen'le. Rakılar, balıklar, muhbabbetler, çift kafası filan, zira yanımızda ev arkadaşımla Yunan heykelinden bozma erkek arkadaşı bulunuyordu. Çok, çok keyifli zaman geçirdik. Adamlar fazlasıyla iyi anlaştılar, onlar anlaştıkça biz memnun olduk. Hoş.. Yine de arada bizi unutacak kadar iyi anlaşmasalardı olabilirdi. Neyse.
Ertesi gün uyandığımızda yine geceki adamdan eser yoktu. Hiperaktif, ciddiyetten kaçmak adına dünyanın en uyuz maskesini takınmış bir adam vardı karşımda. Bir gece önce üzerime titreyen adamı aslanlar yemiş, yerine aynı ebatlara sahip ancak geceki adamın bana olan duygularından bihaber bir yaratık bırakmışlardı. Ya sabır dedim, ya sabır.
Yapmam gereken işler olduğundan ben çalışma odasına geçtim, onu yatağımda bilgisayarımla bıraktım. Benim işlerim bitene kadar film izlesin, tembellik yapsın, huzurlu huzurlu zaman geçirsin diyerek. Evet, film izledi, tembellik yaptı ancak o lanetolasıca telefonuyla da uğraşmadan edemedi. Abi, bir insana ne sıklıkla mesaj gelebilir? Ne sıklıkla!? O telefon iki dakika susmaz mı? İki dakika sadece ya! İki dakika!
Bling, bling.
Tıkır, tıkır.
Bling, bling.
Tıkır, tıkır.
Sonra, zır zır.
Alo.
Zır zır.
Alo, naber abi? İyilik benden de, bir kız arkadaşımdayım. ("Bir" kısmına dikkatinizi çekerim) Haaa, yok, öyle bir kız arkadaşım değil! (Karşıdakinin ne dediğini duyamadığımdan adamın "yine hatun mu götürdün lan" mı yoksa "sevgilin mi" dediğini bilemiyorum!) Akşam rakı, balık filan çok keyifli geçti. Yok yahu, benim eğlenmek için hatuna ihtiyacım yok!!
~~
Böyle işte. Bu konuşma çok masum bir konuşma da olabilir. Tahmin ettiğim kadar hoş olmayan bir konuşma da... Barmen güvenimi bir kere zedelediğinden yeniden güvenemiyorum. Ha, güvenmem için çaba da sarf etmiyor adam. Çaba sarf etmediğinden ben kendimi çekmeye başlıyorum.
~~
Bu aralar gelir yine. Gelsin. Biraz içmiş olsun sadece, sakinleşmiş olsun, o maskeyi kaldırsın atsın, beni korkutan adam değil, benim önceden sevdiğim adam olsun.
Çünkü bu sefer risk alacağım.
Ya varım, ya yokum. Seçim onun.
~~
Bir varmışım, bir yokmuşum. Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde bir Barmen varmış, Amalth dayanamayıp onu hayatından çıkartıp, atmış. Çünkü bu Barmen, onu kırmaktan çok korktuğu için kırıyormuş Amalth'ı. Amalth'ın ne yapacağını bilmeyen kalbi ise onun korkusuna dayanamamış, kırılmış.
Muahlar.
~~
Perşembe akşamı yine beraberdik Barmen'le. Rakılar, balıklar, muhbabbetler, çift kafası filan, zira yanımızda ev arkadaşımla Yunan heykelinden bozma erkek arkadaşı bulunuyordu. Çok, çok keyifli zaman geçirdik. Adamlar fazlasıyla iyi anlaştılar, onlar anlaştıkça biz memnun olduk. Hoş.. Yine de arada bizi unutacak kadar iyi anlaşmasalardı olabilirdi. Neyse.
Ertesi gün uyandığımızda yine geceki adamdan eser yoktu. Hiperaktif, ciddiyetten kaçmak adına dünyanın en uyuz maskesini takınmış bir adam vardı karşımda. Bir gece önce üzerime titreyen adamı aslanlar yemiş, yerine aynı ebatlara sahip ancak geceki adamın bana olan duygularından bihaber bir yaratık bırakmışlardı. Ya sabır dedim, ya sabır.
Yapmam gereken işler olduğundan ben çalışma odasına geçtim, onu yatağımda bilgisayarımla bıraktım. Benim işlerim bitene kadar film izlesin, tembellik yapsın, huzurlu huzurlu zaman geçirsin diyerek. Evet, film izledi, tembellik yaptı ancak o lanetolasıca telefonuyla da uğraşmadan edemedi. Abi, bir insana ne sıklıkla mesaj gelebilir? Ne sıklıkla!? O telefon iki dakika susmaz mı? İki dakika sadece ya! İki dakika!
Bling, bling.
Tıkır, tıkır.
Bling, bling.
Tıkır, tıkır.
Sonra, zır zır.
Alo.
Zır zır.
Alo, naber abi? İyilik benden de, bir kız arkadaşımdayım. ("Bir" kısmına dikkatinizi çekerim) Haaa, yok, öyle bir kız arkadaşım değil! (Karşıdakinin ne dediğini duyamadığımdan adamın "yine hatun mu götürdün lan" mı yoksa "sevgilin mi" dediğini bilemiyorum!) Akşam rakı, balık filan çok keyifli geçti. Yok yahu, benim eğlenmek için hatuna ihtiyacım yok!!
~~
Böyle işte. Bu konuşma çok masum bir konuşma da olabilir. Tahmin ettiğim kadar hoş olmayan bir konuşma da... Barmen güvenimi bir kere zedelediğinden yeniden güvenemiyorum. Ha, güvenmem için çaba da sarf etmiyor adam. Çaba sarf etmediğinden ben kendimi çekmeye başlıyorum.
~~
Bu aralar gelir yine. Gelsin. Biraz içmiş olsun sadece, sakinleşmiş olsun, o maskeyi kaldırsın atsın, beni korkutan adam değil, benim önceden sevdiğim adam olsun.
Çünkü bu sefer risk alacağım.
Ya varım, ya yokum. Seçim onun.
~~
Bir varmışım, bir yokmuşum. Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde bir Barmen varmış, Amalth dayanamayıp onu hayatından çıkartıp, atmış. Çünkü bu Barmen, onu kırmaktan çok korktuğu için kırıyormuş Amalth'ı. Amalth'ın ne yapacağını bilmeyen kalbi ise onun korkusuna dayanamamış, kırılmış.
Muahlar.
Gönderen
Amaltheian
zaman:
Pazar, Ocak 22, 2012
15
yorum var, hadi sen de yaz!
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler:
aşk,
barmen,
basak burcu erkegi
12 Ocak 2012 Perşembe
Gri, evet.
Dun gece Barmenle birlikteydik.
B - "Amalth, biz salağız!"
A - "Biliyorum"
B - "Bizim şarkımızı açsana!"
A - "Sen biz derken ben tıklamıştım bile!"
O şarkı.
~~~~
B - "Amalth, kimse senin bana değer verdiğin gibi değer vermedi, ben kimseye sana verdiğim değeri vermedim. Seni seviyorum, sana güveniyorum, seni özlüyorum, senin yanında dünyanın geri kalanını unutuyorum ama korkuyorum da. Kolum kanadım kırılmıştı benim, seni kırmaktan korkuyorum. Son iki senedir elimi nereye attıysam kurudu. Kırmaktan, kırılmaktan, seni kaybetmekten gerçekten korkuyorum. Biz bir ilişki yaşasak beni inanılmaz mutlu edeceğini biliyorum, bana asla yalan söylemeyeceğini, bana annemden bile daha iyi bakacağını, bana huzur vereceğini biliyorum. Ama korkuyorum."
A - "Sen, göstermen gereken cesareti gösteremediğin için beni yine kaybedeceksin. Ancak bu sefer dönüşü olmayacak."
~~~~
B - "Amalth, ellerim sen kokuyor."
A - "Ama bu bir şey değiştirmiyor."
~~~~
Sonra bana deli diyorsunuz.
B - "Amalth, biz salağız!"
A - "Biliyorum"
B - "Bizim şarkımızı açsana!"
A - "Sen biz derken ben tıklamıştım bile!"
O şarkı.
~~~~
B - "Amalth, kimse senin bana değer verdiğin gibi değer vermedi, ben kimseye sana verdiğim değeri vermedim. Seni seviyorum, sana güveniyorum, seni özlüyorum, senin yanında dünyanın geri kalanını unutuyorum ama korkuyorum da. Kolum kanadım kırılmıştı benim, seni kırmaktan korkuyorum. Son iki senedir elimi nereye attıysam kurudu. Kırmaktan, kırılmaktan, seni kaybetmekten gerçekten korkuyorum. Biz bir ilişki yaşasak beni inanılmaz mutlu edeceğini biliyorum, bana asla yalan söylemeyeceğini, bana annemden bile daha iyi bakacağını, bana huzur vereceğini biliyorum. Ama korkuyorum."
A - "Sen, göstermen gereken cesareti gösteremediğin için beni yine kaybedeceksin. Ancak bu sefer dönüşü olmayacak."
~~~~
B - "Amalth, ellerim sen kokuyor."
A - "Ama bu bir şey değiştirmiyor."
~~~~
Sonra bana deli diyorsunuz.
Gönderen
Amaltheian
zaman:
Perşembe, Ocak 12, 2012
10
yorum var, hadi sen de yaz!
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler:
aşk,
barmen,
basak burcu erkegi
11 Ocak 2012 Çarşamba
Gri
Bazen keşke insanlara bu kadar huzur vermeseydim diyorum. Arada sorun çıkartabilseydim. Dolayısıyla insanlar beni kaybetmemek uğruna aslında istedikleri, ama olmasa da olur dedikleri şeyleri yapabilselerdi.
Birkaç ay önce anlattığım bir Barmen vardı. Burada biraz bahsetmiştim.
İşte o adamla yeniden görüşüyoruz. (Durmadan geriye saran kafama sıçayım ben!)
Barmen'le tanıştığım zaman işinden yeni ayrılmıştı. Çok ciddi bir sevgili kazığı yemiş, hayatının daha iyi bir yere gideceğini düşünürken kadın yüzünden yüklendiği borçların yanı sıra boynuzları ve işsiz bir hayatı sineye çekmek zorunda kalmıştı. Sevgiliden yediği kazık zaten yeterince büyükken işini de (ki bir Başak burcu erkeği için iş herşeydir!) kaybetmiş olması adamın tüm dengesini bozmuştu. Bozmuş yani, ben bozuk haline denk geldim.
Adam huzur buldu benim yanımda, yaklaşık bir ay gibi bir süre boyunca haftada bir defa filan görüşüyorduk. Sonra buluşmalarımız sıklaştı, daha çok zaman geçirmeye başladık. Bir gece "Ben sana aşık oluyorum" dedi, "Senin yanında çok mutluyum, huzurluyum, rahatım. Öyle işte...". O zamanlar adam beni hiç aramıyormuş gibi düşünsem de şimdi geriye dönüp baktığımda adamın da beni benim onu aradığım kadar aradığını görüyorum. Benimle görüşmek istiyordu, zaman yaratıyordu benim için.
Daha sonra bir süre görüşmedik, üç ya da dört hafta filandı sanırım... Ben aşkımdan ölüyorum ya, o beni aramadığında onu aramayı gururuma yediremiyorum. Facebook'lar ekli filan tabii ki; gözüm sağda, o online olduğu sırada onun isminin üzerinde! Bakıyorum öyle, sanki yeterince bakınca benimle yeniden konuşmaya başlayacakmış gibi! (Salaklığıma doymayayım değil mi?)
Bir gün beni aradı. Özlemiş.. Yeniden görüşmeye başladık ancak bu sefer bir değişiklik vardı. Adam iki günde bir benim yanımdaydı, dışarı çıkmıyor evde zaman geçiriyorduk. Filmler, sohbetler, yemekler ve tahmin edebileceğiniz bir sürü şey.. Bizi görseniz "Bunlar beraber!" derdiniz, ama biz, bize sordukları zaman "Hayır" diyorduk, "Beraber değiliz!". (Beraber olma isteğimden ölücektim, o başka mesele!)
Öyle ayrılamaz bir hale gelmiştik, öyle rahat hissediyorduk ki kendimizi birlikteyken beni ailesi ile tanıştırdı ki orada da beraber olabilelim. Annesi, ablaları, sülalesi taptı bana. Ablası gün içinde beni arıyordu.
- "Canım, Barmen söyledi senin evinde bütün eşyaların varmış ama çeyiz için lazım olan bir şey varsa söyle, biz de onları alalım!"
Düşünebiliyor musunuz? Hani evleneceğimden filan değil (ki daha o kadar çıldırmadım) ama iş o noktaya kadar gelmişti. Annesi telefonda öksüren sesimi duyunca ilaçlar filan gönderiyordu bana. Ailenin geri kalanı ile tanışmam için memleketlerine seyahat planları yapıyordu benimle beraber.
İki ay kadar da böyle devam etti ilişkimiz. Bir gece "Ne zaman tanışmıştık biz?" diye sordu. "10 Kasım'dı" dedim, "Yani biz tanışalı 3 ay oldu". O gece, işte tam o gece hareketleri gün geçtikçe olumlu bir hal alan adama bir şeyler oldu! Adam önüne aslan çıkmışçasına kaçtı! Kimi yerde ise ayıyla karşılaşmışçasına ölü taklidi yaptı.
Şubat ayında yeniden boka sardık. Üç hafta filan görüşmemiştik; ben sürekli gitgeller yaşıyordum. Aramıyordu, aramıyordum. Birgün dayanamadım, "Ben aslında seni çok özledim ama özlememiş gibi yapıyorum" dediğim bir mesaj yazdım ona. Cevap bile gelmedi, çok ağladım sonrasında. (Ağladım evet, on yılda bir, yeniden bir adam için! Salağım biraz!) Birkaç gün sonra en yakın arkadaşlarından biri sarhoş kafayla yanımda ağzından bir şeyler kaçırdı. "Barmen de dün aradı, hatun var yanımda, uygun musun dedi" dedi. O an bir kazanı geç bir kamyon kaynar suyu kafamdan aşağı yemiş gibi oldum. Sonuçta beraber değildik filan ama insanın kalbi o kadar mantık silsilesini kaldırmıyor!
Bunu öğrendiğimi söyledim ona, benimle konuşmaya geliyordu ancak benim söyleyecek hiçbir şeyim kalmamıştı. O bana doğru yürürken çantamı alıp kalkıp gittim. Sokağın ortasında kalakaldı. Adımı bile söyleyemedi.
O gece numarasını sildim, Facebook'tan çıkardım. Adını unuttum! Çivi çiviyi söker dedim, cidden söktü. Hatta o dönem benim takıldığım mekanın karşısındaki mekanda çalışmaya başladı. Sigara içmeye dışarı çıkıyor, gözlerini benim üstümden ayırmıyordu. Pişmanlığı filan çok açıktı da ben "Geçti Bor'un pazarı.." ayaklarındaydım. Benim hayatıma başkaları girdi, havalar ısındı, o sezonda çalışmak için yazlık mekanlardan birine gitti. O arada benim başka maceralarım oldu tabii:) Onları da biliyorsunuz!
Sonra geri geldi. Sürekli karşılaşıyorduk ama ben sanki o hiç yokmuş, hiç olmamış gibi davranıyordum. Bir gece karşılaştık, yanımda o Ağustos, Eylül aylarında anlattığım adam vardı. İşte tam o gece bana Facebook'tan bir mesaj yazmış. En azından ona selam vermemi istemiş. İradesiz bir insan olduğumdan selamı verdim, onunla da kalmadım, birkaç defa görüştük yine. Sonra şu dokuz, on senedir bana aşık olduğunu söyleyen adamla meselelerimiz canlandı, Barmen'i boşladım. Aramadım, sormadım, dürtmedim. O da aramadı filan ama haberi olmuştur o dokuz, on senelik adamla olan ilişkimden zira İzmir küçük yer, herkes birbirini tanır ki bu adamlar aslında arkadaş! (Evet, ben de çok fena bir insan olabiliyorum!)
Dokuz, on senelik adamla meselem bittiği zaman Barmen yeniden dürtmeye başladı beni, gece-gündüz aramalar, mesajlar, Facebook'tan dürtmeler filan. İlkinde "Hayır, Alsancak'ta değilim" dedim. İkincisinde "Şirincedeyim, aklıma gelseydin sana da haber verirdim" dedim. "İşte, aklına gelseydim..." dedi. Vazgeçmedi, aramaya sormaya devam etti. Ben ev taşırken (ki anlatacağım onları da! Yeniden kendi evimde oturuyorum artık!) yardıma gelebilecek onlarca insan varken çevremde o geldi; uykusuz geldi.
"Yılbaşından sonra görüşürüz" demiştim ona. Gerçekten yılbaşından sonraki üç gün boyunca benden haber beklemiş, aramadım, aklıma gelmedi. O aradı yine, davet ettim, geldi, yine çok keyifli zaman geçirdik, çok konuştuk!
"Ben senden vazgeçemem" dedi, "Daha önce de vazgeçememiştim, bundan sonra da geçemem. Senin yanında kendimi kimsenin yanında hissetmediğim kadar iyi hissediyorum, sen benim değer verdiğim tek kadınsın. Bir daha gitme, bana arkanı dönme." dedi. Neredeyse hiç konuşmadım bu sefer, her cümlesinde benden bir yorum bekledi, yapmadım. Korkuyorum çünkü konuşmaya, ben yine kendimi açarsam yine kaçar diye korkuyorum. Ama bu sefer daha önce yaptığım hatayı yapmıyorum, araya zaman girmesine izin vermiyorum, kendimi unutturmuyorum.
En önemlisi, bu sefer risk almaktan korkmuyorum. Bu ilişkinin yine aynı yere gitmesine izin vermeyeceğimi çok iyi biliyorum. Zamanı gelecek, zamanı gelince siyah ya da beyaz arasında seçim yapmak zorunda kalacak.
~
Huzur demiştim. Huzur. Adam öylesine huzurlu ki yanımda daha fazlasını istemesine gerek olmuyor.
Adam kadından sıcaklık bekler.
Adam kadından ilgi bekler.
Adam kadından huzur bekler.
Adam kadınla sevişmek ister.
Adam kadından yemek ister.
Adam kadından özen ister.
Akıllı olan kadın bunların sadece bir kısmını veriyor ilişkiye başlamadan önce. Tanıtım kıvamında, "Bak, bana gelirsen daha neler yapacağım" diyor. Ben "Dan" diye veriyorum hepsini, dahası kalmıyor elimde. Adam da benimle beraber olmasının aslında hiçbir şey değiştirmeyeceğinin farkına varıyor.
"Sende bir kadında isteyebileceğim herşey var, Amalth. Herşey!"
Ee o zaman?
Of!
Birkaç ay önce anlattığım bir Barmen vardı. Burada biraz bahsetmiştim.
İşte o adamla yeniden görüşüyoruz. (Durmadan geriye saran kafama sıçayım ben!)
Barmen'le tanıştığım zaman işinden yeni ayrılmıştı. Çok ciddi bir sevgili kazığı yemiş, hayatının daha iyi bir yere gideceğini düşünürken kadın yüzünden yüklendiği borçların yanı sıra boynuzları ve işsiz bir hayatı sineye çekmek zorunda kalmıştı. Sevgiliden yediği kazık zaten yeterince büyükken işini de (ki bir Başak burcu erkeği için iş herşeydir!) kaybetmiş olması adamın tüm dengesini bozmuştu. Bozmuş yani, ben bozuk haline denk geldim.
Adam huzur buldu benim yanımda, yaklaşık bir ay gibi bir süre boyunca haftada bir defa filan görüşüyorduk. Sonra buluşmalarımız sıklaştı, daha çok zaman geçirmeye başladık. Bir gece "Ben sana aşık oluyorum" dedi, "Senin yanında çok mutluyum, huzurluyum, rahatım. Öyle işte...". O zamanlar adam beni hiç aramıyormuş gibi düşünsem de şimdi geriye dönüp baktığımda adamın da beni benim onu aradığım kadar aradığını görüyorum. Benimle görüşmek istiyordu, zaman yaratıyordu benim için.
Daha sonra bir süre görüşmedik, üç ya da dört hafta filandı sanırım... Ben aşkımdan ölüyorum ya, o beni aramadığında onu aramayı gururuma yediremiyorum. Facebook'lar ekli filan tabii ki; gözüm sağda, o online olduğu sırada onun isminin üzerinde! Bakıyorum öyle, sanki yeterince bakınca benimle yeniden konuşmaya başlayacakmış gibi! (Salaklığıma doymayayım değil mi?)
Bir gün beni aradı. Özlemiş.. Yeniden görüşmeye başladık ancak bu sefer bir değişiklik vardı. Adam iki günde bir benim yanımdaydı, dışarı çıkmıyor evde zaman geçiriyorduk. Filmler, sohbetler, yemekler ve tahmin edebileceğiniz bir sürü şey.. Bizi görseniz "Bunlar beraber!" derdiniz, ama biz, bize sordukları zaman "Hayır" diyorduk, "Beraber değiliz!". (Beraber olma isteğimden ölücektim, o başka mesele!)
Öyle ayrılamaz bir hale gelmiştik, öyle rahat hissediyorduk ki kendimizi birlikteyken beni ailesi ile tanıştırdı ki orada da beraber olabilelim. Annesi, ablaları, sülalesi taptı bana. Ablası gün içinde beni arıyordu.
- "Canım, Barmen söyledi senin evinde bütün eşyaların varmış ama çeyiz için lazım olan bir şey varsa söyle, biz de onları alalım!"
Düşünebiliyor musunuz? Hani evleneceğimden filan değil (ki daha o kadar çıldırmadım) ama iş o noktaya kadar gelmişti. Annesi telefonda öksüren sesimi duyunca ilaçlar filan gönderiyordu bana. Ailenin geri kalanı ile tanışmam için memleketlerine seyahat planları yapıyordu benimle beraber.
İki ay kadar da böyle devam etti ilişkimiz. Bir gece "Ne zaman tanışmıştık biz?" diye sordu. "10 Kasım'dı" dedim, "Yani biz tanışalı 3 ay oldu". O gece, işte tam o gece hareketleri gün geçtikçe olumlu bir hal alan adama bir şeyler oldu! Adam önüne aslan çıkmışçasına kaçtı! Kimi yerde ise ayıyla karşılaşmışçasına ölü taklidi yaptı.
Şubat ayında yeniden boka sardık. Üç hafta filan görüşmemiştik; ben sürekli gitgeller yaşıyordum. Aramıyordu, aramıyordum. Birgün dayanamadım, "Ben aslında seni çok özledim ama özlememiş gibi yapıyorum" dediğim bir mesaj yazdım ona. Cevap bile gelmedi, çok ağladım sonrasında. (Ağladım evet, on yılda bir, yeniden bir adam için! Salağım biraz!) Birkaç gün sonra en yakın arkadaşlarından biri sarhoş kafayla yanımda ağzından bir şeyler kaçırdı. "Barmen de dün aradı, hatun var yanımda, uygun musun dedi" dedi. O an bir kazanı geç bir kamyon kaynar suyu kafamdan aşağı yemiş gibi oldum. Sonuçta beraber değildik filan ama insanın kalbi o kadar mantık silsilesini kaldırmıyor!
Bunu öğrendiğimi söyledim ona, benimle konuşmaya geliyordu ancak benim söyleyecek hiçbir şeyim kalmamıştı. O bana doğru yürürken çantamı alıp kalkıp gittim. Sokağın ortasında kalakaldı. Adımı bile söyleyemedi.
O gece numarasını sildim, Facebook'tan çıkardım. Adını unuttum! Çivi çiviyi söker dedim, cidden söktü. Hatta o dönem benim takıldığım mekanın karşısındaki mekanda çalışmaya başladı. Sigara içmeye dışarı çıkıyor, gözlerini benim üstümden ayırmıyordu. Pişmanlığı filan çok açıktı da ben "Geçti Bor'un pazarı.." ayaklarındaydım. Benim hayatıma başkaları girdi, havalar ısındı, o sezonda çalışmak için yazlık mekanlardan birine gitti. O arada benim başka maceralarım oldu tabii:) Onları da biliyorsunuz!
Sonra geri geldi. Sürekli karşılaşıyorduk ama ben sanki o hiç yokmuş, hiç olmamış gibi davranıyordum. Bir gece karşılaştık, yanımda o Ağustos, Eylül aylarında anlattığım adam vardı. İşte tam o gece bana Facebook'tan bir mesaj yazmış. En azından ona selam vermemi istemiş. İradesiz bir insan olduğumdan selamı verdim, onunla da kalmadım, birkaç defa görüştük yine. Sonra şu dokuz, on senedir bana aşık olduğunu söyleyen adamla meselelerimiz canlandı, Barmen'i boşladım. Aramadım, sormadım, dürtmedim. O da aramadı filan ama haberi olmuştur o dokuz, on senelik adamla olan ilişkimden zira İzmir küçük yer, herkes birbirini tanır ki bu adamlar aslında arkadaş! (Evet, ben de çok fena bir insan olabiliyorum!)
Dokuz, on senelik adamla meselem bittiği zaman Barmen yeniden dürtmeye başladı beni, gece-gündüz aramalar, mesajlar, Facebook'tan dürtmeler filan. İlkinde "Hayır, Alsancak'ta değilim" dedim. İkincisinde "Şirincedeyim, aklıma gelseydin sana da haber verirdim" dedim. "İşte, aklına gelseydim..." dedi. Vazgeçmedi, aramaya sormaya devam etti. Ben ev taşırken (ki anlatacağım onları da! Yeniden kendi evimde oturuyorum artık!) yardıma gelebilecek onlarca insan varken çevremde o geldi; uykusuz geldi.
"Yılbaşından sonra görüşürüz" demiştim ona. Gerçekten yılbaşından sonraki üç gün boyunca benden haber beklemiş, aramadım, aklıma gelmedi. O aradı yine, davet ettim, geldi, yine çok keyifli zaman geçirdik, çok konuştuk!
"Ben senden vazgeçemem" dedi, "Daha önce de vazgeçememiştim, bundan sonra da geçemem. Senin yanında kendimi kimsenin yanında hissetmediğim kadar iyi hissediyorum, sen benim değer verdiğim tek kadınsın. Bir daha gitme, bana arkanı dönme." dedi. Neredeyse hiç konuşmadım bu sefer, her cümlesinde benden bir yorum bekledi, yapmadım. Korkuyorum çünkü konuşmaya, ben yine kendimi açarsam yine kaçar diye korkuyorum. Ama bu sefer daha önce yaptığım hatayı yapmıyorum, araya zaman girmesine izin vermiyorum, kendimi unutturmuyorum.
En önemlisi, bu sefer risk almaktan korkmuyorum. Bu ilişkinin yine aynı yere gitmesine izin vermeyeceğimi çok iyi biliyorum. Zamanı gelecek, zamanı gelince siyah ya da beyaz arasında seçim yapmak zorunda kalacak.
~
Huzur demiştim. Huzur. Adam öylesine huzurlu ki yanımda daha fazlasını istemesine gerek olmuyor.
Adam kadından sıcaklık bekler.
Adam kadından ilgi bekler.
Adam kadından huzur bekler.
Adam kadınla sevişmek ister.
Adam kadından yemek ister.
Adam kadından özen ister.
Akıllı olan kadın bunların sadece bir kısmını veriyor ilişkiye başlamadan önce. Tanıtım kıvamında, "Bak, bana gelirsen daha neler yapacağım" diyor. Ben "Dan" diye veriyorum hepsini, dahası kalmıyor elimde. Adam da benimle beraber olmasının aslında hiçbir şey değiştirmeyeceğinin farkına varıyor.
"Sende bir kadında isteyebileceğim herşey var, Amalth. Herşey!"
Ee o zaman?
Of!
Gönderen
Amaltheian
zaman:
Çarşamba, Ocak 11, 2012
8
yorum var, hadi sen de yaz!
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler:
aşk,
barmen,
basak burcu erkegi
15 Aralık 2011 Perşembe
Mektup
- Amalth, hiç mektup yazdın mı? Bir adama? Bir kadına? Birine?
Düşündüm, taşındım.
Yazmamışım.
O an, çalışmayan bir kola makinesine vurulan tekme misali aklım başıma geldi:
"Söylenemeyenler yazılır mektuplara."
Ben söylenmeyen, söylenemeyen hiçbir şey bırakmıyorum.
Düşündüm, taşındım.
Yazmamışım.
O an, çalışmayan bir kola makinesine vurulan tekme misali aklım başıma geldi:
"Söylenemeyenler yazılır mektuplara."
Ben söylenmeyen, söylenemeyen hiçbir şey bırakmıyorum.
Gönderen
Amaltheian
zaman:
Perşembe, Aralık 15, 2011
5
yorum var, hadi sen de yaz!
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler:
aydınlanmalar,
ben
8 Aralık 2011 Perşembe
İstanbul'un dengesini bozan kadının elem hayatı.
Dün sabah kurtlandım aniden; içimde böyle bir bi'yerlere gitme isteği, yerimde duramama, hoplama, zıplama arzusu! Yaklaşık on beş dakika içinde sorunu çözdüm, gün içinde gerekli ayarlamaları yaptım; İstanbul'a gidiyorum!
Hem de bugün!
Kara bahtımdan mütevellit uçağım patlamazsa, düşmezse, paralel evrene geçmezse, rötar yapmazsa filan 17:00 civarında İstanbul'daki insanların üzerine nedenini bilmedikleri bir ağırlık çökebilir, kulakları uğuldayabilir, sanki beyinlerinin içinde bir arı vızıldıyor gibi hissedebilirler. Meraklanmayın. Doktorunuza koşmayın. Hepsi benim yüzümden onların.
Hepsi!
Plan yapabilmek gibi bir becerim olmadığından tek yöne aldım uçak biletimi; sağım solum belli olmaz, oradan Ankara'ya ya da ne bileyim İzmit'e filan bile geçebilirim. Her ne kadar kesinlikle bir fikrim olmasa da dört ya da beş gün kadar İstanbul'da olacağımı düşünüyorum! Zaten fazlası İstanbul üzerinde deprem etkisi yaratabilir, gidişimle insanlar bir oh çekebilir.
*
Dün İstanbul planları yapmaya başlayınca bir anda üniversite yıllarımı hatırladım. Ankara'da Sakarya'da ağır metalci abilerin ablaların (Ben abla statüsüne giriyorum burada! Ya da teyze... Bilemiyorum!) takıldığı Keyif diye bir metal bar vardı.
On numara müzik, ucuz bira, yerin yedi kat dibi, uzun saç, sigara kokusu, 13 masa, onlarca tanıdık harmanı bir mekan. (Şimdiki adı Papaz, yeri aynı ama biz oralarda olmadığımızdan eski tadı yokmuş, öyle diyorlar! :P)
Her gün okuldan çıktıktan sonra bir eve uğrar, ardından kendimi Keyif'e atardım. Cep telefonumu boşu boşuna taşırdım o günler zira beni görmek isteyen nereye gelmesi gerektiğini bilirdi. "Bi' biranı içmeye geldik" diyip yanıma oturan çok olmuştur:)
Senelerce aynı mekana gittiğimden aralarda bunalıyordum, oturuyor ilk biramı söylüyordum. Sonrasında kafamdan "Amalth, gerçekten şu an burada olmak istiyor musun?" diye soran onlarca tilki geçiyordu. Tilkileri de suçlamamak lazım şimdi durduk yere, dünyanın en kurtlanmaya müsait insanıyım. O yüzden kurtları suçlayalım!
Neyse, yanımdaki arkadaşıma dönüp tek bir şey söylüyordum; "Hadi, kalk, gidiyoruz!". Hatun "nereye" sorusunu o kadar korkarak soruyordu ki "yine delirdi bu" diye düşünerek, o suratını asla unutamayacağım!
- Nereye?
- İstanbul'a?
- Ne?
- İstanbul'a hadi! Treni yakalayalım!
- Sen biraz delirdin galiba?
- Ee? Nolmuş?
- Allah'ım sen bana azıcık sabır yaaaarappim!
- Bu dua yürürken de edilemiyor mu? Hadi! Hadi! Hadi!
Akşam içmeye çıkmaca kıyafetleriyle (ki kıç tepesinde etek konseptlidir bunlar hep!) doğrudan gara, oradan da İstanbul'a geçiyorduk. Trendeyken üç beş yere telefon; "Selam, biz geliyoruz!". Haydarpaşa'da trenden indiğimizde 5-10 kişilik uzun saçlı, siyahlar içinde zebellah gibi adamlardan oluşan bir grup bizi bekliyor olurdu! Gün boyu gezer, muhabbet eder, içer, eğlenir, gülerdik! Gece ise sabaha kadar içer, sabah Kadıköy'de gevrekle (İzmirliyim ben; simit demem!) kahvaltı yapar, trene biner dönerdik.
Doğrudan yatağa atardım kendimi, o sırada ev arkadaşım sorardı "Kuzum senin finalin yok muydu yarın?".
- Vardı! Hala var!
- E millet eşek gibi ders çalışırken senin aklından zorun mu var da İstanbul'larda sürtüyorsun!?
- Osmanlı Mimarisi finaline hayatta da çalışamam, bak gittim oralara, uzaktan da olsa 150 cami, 48 saray gördüm. Pratik benimkisi, pratik! Şimdi sen benimle uğraşma da uyuyayım!
- Amalth bak bi' kere ders çalış yahu!
- Hadi, hadi! Uykuuuu! Bak geliyor! Uykuuu! Hanimiş de aman da aman!
*
Sabah kalkar finale girerdim. Ukalalık yapmayacağım; harikalar yaratmadım asla ama kaldığım derslerin tümünden devamsızlıktan kaldım! Biraz kafam çalışır, biraz!
*
Özlemişim o günleri. Bir benzerini yeniden yaşıyor olmak çok mutlu etti beni o yüzden!
Çok!
Seyahatin, yolların insana verdiği mutluluk, heyecan, zıplama arzusu aşkta bile yok!
Belki biraz vardır, büyük konuşmayayım şimdi.
*
Neyse.
İstanbul, ben sana şiirler yazmayacağım, edebiyat hiç yapmayacağım, köprülerinin fotoğrafını çekmeyeceğim, altı üstü dört beş gün dengeni bozacağım. Kusura bakma şimdiden.
Muahlar!
Hem de bugün!
Kara bahtımdan mütevellit uçağım patlamazsa, düşmezse, paralel evrene geçmezse, rötar yapmazsa filan 17:00 civarında İstanbul'daki insanların üzerine nedenini bilmedikleri bir ağırlık çökebilir, kulakları uğuldayabilir, sanki beyinlerinin içinde bir arı vızıldıyor gibi hissedebilirler. Meraklanmayın. Doktorunuza koşmayın. Hepsi benim yüzümden onların.
Hepsi!
Plan yapabilmek gibi bir becerim olmadığından tek yöne aldım uçak biletimi; sağım solum belli olmaz, oradan Ankara'ya ya da ne bileyim İzmit'e filan bile geçebilirim. Her ne kadar kesinlikle bir fikrim olmasa da dört ya da beş gün kadar İstanbul'da olacağımı düşünüyorum! Zaten fazlası İstanbul üzerinde deprem etkisi yaratabilir, gidişimle insanlar bir oh çekebilir.
*
Dün İstanbul planları yapmaya başlayınca bir anda üniversite yıllarımı hatırladım. Ankara'da Sakarya'da ağır metalci abilerin ablaların (Ben abla statüsüne giriyorum burada! Ya da teyze... Bilemiyorum!) takıldığı Keyif diye bir metal bar vardı.
On numara müzik, ucuz bira, yerin yedi kat dibi, uzun saç, sigara kokusu, 13 masa, onlarca tanıdık harmanı bir mekan. (Şimdiki adı Papaz, yeri aynı ama biz oralarda olmadığımızdan eski tadı yokmuş, öyle diyorlar! :P)
Her gün okuldan çıktıktan sonra bir eve uğrar, ardından kendimi Keyif'e atardım. Cep telefonumu boşu boşuna taşırdım o günler zira beni görmek isteyen nereye gelmesi gerektiğini bilirdi. "Bi' biranı içmeye geldik" diyip yanıma oturan çok olmuştur:)
Senelerce aynı mekana gittiğimden aralarda bunalıyordum, oturuyor ilk biramı söylüyordum. Sonrasında kafamdan "Amalth, gerçekten şu an burada olmak istiyor musun?" diye soran onlarca tilki geçiyordu. Tilkileri de suçlamamak lazım şimdi durduk yere, dünyanın en kurtlanmaya müsait insanıyım. O yüzden kurtları suçlayalım!
Neyse, yanımdaki arkadaşıma dönüp tek bir şey söylüyordum; "Hadi, kalk, gidiyoruz!". Hatun "nereye" sorusunu o kadar korkarak soruyordu ki "yine delirdi bu" diye düşünerek, o suratını asla unutamayacağım!
- Nereye?
- İstanbul'a?
- Ne?
- İstanbul'a hadi! Treni yakalayalım!
- Sen biraz delirdin galiba?
- Ee? Nolmuş?
- Allah'ım sen bana azıcık sabır yaaaarappim!
- Bu dua yürürken de edilemiyor mu? Hadi! Hadi! Hadi!
Akşam içmeye çıkmaca kıyafetleriyle (ki kıç tepesinde etek konseptlidir bunlar hep!) doğrudan gara, oradan da İstanbul'a geçiyorduk. Trendeyken üç beş yere telefon; "Selam, biz geliyoruz!". Haydarpaşa'da trenden indiğimizde 5-10 kişilik uzun saçlı, siyahlar içinde zebellah gibi adamlardan oluşan bir grup bizi bekliyor olurdu! Gün boyu gezer, muhabbet eder, içer, eğlenir, gülerdik! Gece ise sabaha kadar içer, sabah Kadıköy'de gevrekle (İzmirliyim ben; simit demem!) kahvaltı yapar, trene biner dönerdik.
Doğrudan yatağa atardım kendimi, o sırada ev arkadaşım sorardı "Kuzum senin finalin yok muydu yarın?".
- Vardı! Hala var!
- E millet eşek gibi ders çalışırken senin aklından zorun mu var da İstanbul'larda sürtüyorsun!?
- Osmanlı Mimarisi finaline hayatta da çalışamam, bak gittim oralara, uzaktan da olsa 150 cami, 48 saray gördüm. Pratik benimkisi, pratik! Şimdi sen benimle uğraşma da uyuyayım!
- Amalth bak bi' kere ders çalış yahu!
- Hadi, hadi! Uykuuuu! Bak geliyor! Uykuuu! Hanimiş de aman da aman!
*
Sabah kalkar finale girerdim. Ukalalık yapmayacağım; harikalar yaratmadım asla ama kaldığım derslerin tümünden devamsızlıktan kaldım! Biraz kafam çalışır, biraz!
*
Özlemişim o günleri. Bir benzerini yeniden yaşıyor olmak çok mutlu etti beni o yüzden!
Çok!
Seyahatin, yolların insana verdiği mutluluk, heyecan, zıplama arzusu aşkta bile yok!
Belki biraz vardır, büyük konuşmayayım şimdi.
*
Neyse.
İstanbul, ben sana şiirler yazmayacağım, edebiyat hiç yapmayacağım, köprülerinin fotoğrafını çekmeyeceğim, altı üstü dört beş gün dengeni bozacağım. Kusura bakma şimdiden.
Muahlar!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)